VE HOROZLAR İŞBAŞINDA…
Analar büyüttü, analar yürüttü ve babalar eğitiyor…
“Baba, her erkek çocuğunun gözünde oyuncak bir attır. Babası erken ölen bir çocukta, koşu takımlarını giyinmiş bir jokey gibi kalakalır hayatın ortasında…”
Yazımızın başlığını bir önceki yazımızınkiyle ilişkilendirecek olursak konumuzun “çocuk eğitiminde erkek modelinin önemi” olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Civcivleri eğitmek için tavukları kenara iten horozlar artık iş başında…
Biliyoruz ki çocuklar bebekliklerinden itibaren tüm gelişimlerini model alma yöntemiyle sürdürürler. Bu gelişimlerin en önemlilerinden biriside cinsel kimlik gelişimidir. İşte bu noktada çocuklar cinsel kimlik gelişimlerini, kendilerine en yakın kişiden taklit yoluyla edinirler.
Ülkemiz şartlarında çocuklar genel olarak ilk yıllarını annenin yanında ve onun gözetimi altında geçirirler. Çocuklarda cinsel gelişim ortalama 3 yaşlarında başlar. Yani bu döneme kadar çocukların kiminle zaman geçirdiği cinsel gelişim yönünden pek önemli değildir ve 3 yaşına kadar bu durum normaldir. Fakat sonrasında ise kız çocuklar anneyi, erkek çocuklarda babayı taklit ederek içinde bulundukları fizyolojik durumu kişiliklerine oturturlar. Bu kimliği, anne modelinin sürekli göz önünde oluşu nedeniyle kız çocukları, kısıtlı bir zaman diliminde baba modelini görebilen erkek çocuklarına oranla daha çabuk kazanmaktadırlar. Dolayısıyla örnek ebeveyn yoksunluğu yaşayan bir çocuğun bu gelişim evresini gerçek manada tamamlayamaması, ilerleyen yıllarda çeşitli psikolojik sorunlarla karşılaşması kaçınılmazdır. Elbette ki bu gelişim döneminde yalnızca baba erkek çocukla anne de kız çocukla ilgilenmelidir düşüncesi de yanlış olur çünkü kız çocukları babayla etkileşime girerek karşı cinsi öğrenmektedir, bu nedenle onlarda en az erkek çocukları kadar babalarına ihtiyaç duymaktadırlar.
Son zamanlarda geçerliliğini iyice kaybetmeye başlayan “Baba çocuğunu sevdiğini asla hissettirmemeli çünkü şımarabilir, baba evin otorite kurucusu olduğu için çocuk ondan korkmalı…” düşüncesi gerçektende çocukların ruhsal gelişimini olumsuz yönde etkilemekteydi. Çünkü baba, çocuğun gözünde bir babadan çok ulaşılması zor ve korkulması gereken tehlikeli bir birey olarak görünmekteydi. Aslında bugünün birçok babası da kendi babalarından aynı şeyi görmüşlerdir. Babalar çocuklarının kendisine ihtiyaç duyduğunu bilmelidir. Bir babanın çocuğuna verebileceği en güzel anlamlı hediye çocuğuna ayıracağı zaman ve aslında içinde var olan ama dışa vurmaya korktuğu, ona karşı beslediği sevgiyi çocuğuna hissettirmesidir. Unutulmamalıdır ki toprak suya ne kadar muhtaçsa çocukta babaya o kadar muhtaçtır. Öyle ki bu muhtaçlık kendisini, hasta yatağında yatan bir çocuğun babasını yanı başında görmesinin çocuğa uygulanacak tıbbi müdahaleden daha etkili olması, şeklinde göstermektedir. Çünkü babası yanındayken bir çocuk, emniyette olduğunu ve korunduğunu hisseder.
Hazır bu konu açılmışken sizlerle bir anımı paylaşmak istiyorum. Bundan birkaç sene evvel geçirdiğim talihsiz bir kaza sonucunda uzun bir süre hastanede yatmak zorunda kalmıştım. Hastanenin farklı bir ilde bulunması ve babamın yürütmesi gereken bir işi olması nedeniyle annemin refakatinde bulunmaktaydım ve babam ancak hafta sonları beni ziyarete gelebiliyordu. Annem, belki de birçok annenin çocuğuna göstermeyeceği şefkat, ilgi ve sevgiyle tedavim boyunca benim sıkıntımı çekti. İçinde bulunduğum durum itibariyle hareket kabiliyetinden tamamen yoksundum ama hafta sonlarının gelişiyle babamı odanın kapısında gördüğüm anda o tüm hareket kabiliyetinden yoksun, günlerdir yatağında öylece yatan ben birden bir aslan kesilirdim, sanki kırk yıllık sporcuymuş gibi. Çünkü babamın gelişi ve onu yanımda görmem bana tarifi imkansız bir mutluluk ve kuvvet verirdi. İşte bu noktada annemin verdiği tepki tüm durumu özetler nitelikteydi: “Bizim çocuklar böyledir. Babalarını gördükleri zaman hiç bir şeyleri kalmaz, hemen iyileşirler.” Ama eğer ki annem olmasaydı ben şimdi sağlığıma yeniden kavuşmuş olmanın mutluluğunu yaşayamayacaktım. Buradan çok değerli anneme ve babama sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum…
Görüldüğü gibi anne ve babanın çocuklarının üzerindeki etkileri birbirinden çok farklıdır. Ne baba olmadan yalnızca bir anne, nede anne olmadan yalnızca bir baba bu görevi tek başlarına üstlenemezler. Biraz önce paylaştığım olayda ben bir genç niteliğini taşıyabilecek yaşta olmama rağmen baba etkenini böyle yaşamaktaydım. Değil ki bir çocuk için babanın ne kadar önemli olabileceğini varın siz düşünün. Yazımıza kaldığımız yerden devam edelim.
Babanın, çocuk eğitiminde etkin bir rol alışı anne-çocuk arasındaki ilişkiyi en olumlu düzeye getirmekte ve eğer var ise aradaki çatışmalara bir son vermektedir. Çünkü anneye yüklenen sorumluluklar büyük oranda azalmakta ve içinde bulunulan durumlarda daha sağlıklı kararlar vererek çocuğun istekleri doğrultusunda onu mutlu etmeye daha meyilli olmaktadır. Eğer anne ve baba arasındaki ilişki daima çatışmalar içinde geçiyorsa, bu durum babanın çocuk eğitiminde etkin bir rol almayışı sorununu beraberinde getirir. Böyle bir durumda çocuklar üzerindeki baba boşluğunu anne, bu rolü yüklenerek gidermeye çalışmaktadır. Bu da çocuğun gözünde annesinin her işine karışan biri olmasına neden olarak çocuğun bağımsız bir kişilik geliştirmesini önlemektedir.
Yapılan araştırmalar baba sevgisi görmüş çocukların, ilerleyen hayatlarında toplum içerisinde sosyal ve uyumlu bir kişiliğe sahip olduğunu, liderlik vasfı taşıdığını ve kişilerle sağlıklı ilişkiler kurabildiklerini ortaya koymaktadır. Tüm bunları göz önünde bulunduracak olursak çocuk eğitiminde babanın tartışılmaz bir öneme sahip olduğu fikrini benimsememiz gibi bir durum söz konusu olmamalıdır.
Yazımıza Sunay AKIN’IN Kırdığımız Oyuncaklar adlı kitabından bir paragrafla başlamıştık hatırlıyorsanız. Belki bazı babalar bu söze alınmış olabilirler ama o babalar bu satırları okuyabildikleri için şükretmelidirler çünkü bu onların hala hayatta olduğunun bir göstergesidir. Çocuğunuzla atçılık oynamak için pekte geç kalmış sayılmazsınız. Unutmayın ki kız çocukları da en az erkek çocukları kadar severler babalarıyla atçılık oynamayı. Lütfen çocuklarınız için yaşayan ölüler olmayın ve onları koşu takımlarıyla hayatın ortasında bir başlarına bırakmayın.
Alper Yusuf KÖROĞLU
OKUL ÖNCESİ YAZARLAR SİTESİ EDİTÖRÜ
Uzman – Eğitimci – Yazar





